TARİHİ
Kentin 14 km. batısında, Çayırköyü'nün 1 km. güneybatısındaki "Çayırköy Höyüğü"nün boyutları Demirtaş Höyüğü ile aynıdır. Burada bulunan seramik parçalarında gri, kırmızı grikahverengi ve siyah renkler hakimdir. Bulunan seramik parçalarının önemli kısmı elde, çok az miktardakiler de çarkta yapılmıştır. Höyüğün en eski buluntusu M.Ö.2700 yılına aittir.
Günümüzden yaklaşık 5000 yıl önce insanların yerleştiği bu topraklara M.Ö. VII. yüzyılda Trakya'da Strümon nehri kenarında oturan Bitynler ve akrabaları Tnyniler İskit saldırılarına karşı koyamayınca kuzeybatı Anadolu'ya göç ederek yerleşirler. Bu verimli topraklara Bitynia adını verirler. Kısa zamanda sınırlarını genişletmelerine rağmen M.Ö.VI yüzyılda bölgede güçlü orduya sahip Lidyalıların hakimiyetine girmekten kurtulamazlar. M.Ö.546'da Lidya Kralı Kroisos, Pers orduları karşısında mağlup olunca bölge M.Ö.453 tarihine kadar Pers İmparatorİuğu sınırları içine girer.
Makedonya İmparatoru İskender'in bu bölgeleri hegemonyasına alması M.Ö.325 yılından ölümüne kadar devam eder. Bithnia ve Küçük Asya toprakları İskender'in ölümü üzerine komutanları arasında yapılan paylaşımda Antigonos'un idaresine girer. Fakat İskender'in komutanları arasında bir süre mücadeleler devam eder. Bu fırsattan Bithynia Krallığı yararlanır. Bitynlileri yöneten Doidalses bölgede bağımsız bir krallık geliştirdi. Krallık Zipoites (M.Ö.327-279) zamanında komşuları tarafından tanınıp saygı gördü. Ziopites'in oğlu I.Nikomedes (M.Ö.279-250) yılları arasında sınırları genişletti. Küçük Asya'nın en saygın krallığı haline getirdi.
Orta Avrupa'dan üç kol halinde akan Galatlar (M.Ö.278-277) yıllarında, Batı Anadolu'dan başlayarak önüne gelen her yerleşim birimini istila edip yağmaladılar. Galat akınlarından sonra Anadolu'da çeşitli kent devletleri oluştu. Bu sarsıntıdan sonra Ziaelas (M.Ö.192-146) II.Nikomedes M.Ö.146-92, III.Nikomedes M.Ö.92-75 ve IV.Nikomedes M.Ö.75-74 tarihleri arasında ülkeyi yönettiler.
II.Nikomedes, batıdaki Roma İmparatorluğu'na karşı Pontus kralı Mitridates ile anlaştı. Fakat yerine geçen III. Nikomedes babasının izlediği politikanın tam tersini tatbik edip, Roma İmparatorluğu ile anlaşıp Pontus Krallığı ile çatışmaya girişti. Bunda başarı kazanamamasına karşın Roma İmparatorluğu'nun özel desteği ile istiklalini korudu. Ölünce yerine geçen IV.Nikomedes M.Ö.74 yılında ülkesini Roma İmparatorluğu'na bağışladı. Böylece Bithynia Roma'nın bir eyaleti haline geldi.
İmparator Domitian (81-96) zamanında göreve getirilen Plinius, İmparator Trajanus (98-117) zamanında Bithynia eyaleti Prokonsüllüğüne terfi etti. Bölgede hakimiyet sağlandıktan sonra, imar faaliyetlerine girişti. Fakat bundan Prusa'dan çok Nikaia(İznik) ve Nicomedia (İzmit) faydalandı. Bursa'da sadece bir hamamın tamir edildiği öğrenilmektedir.
Antik kaynaklar bugünkü Bursa'nın kurucusunu I.Prusias (M.Ö.232-192) olarak göstermektedir. Kartaca Kralı Hannibal, Roma İmparatorluğu ile yaptığı savaşı kaybedince, birlikleriyle beraber I.Prusias'a sığınır. Burada zafer kazanan bir komutan gibi karşılanıp, saygı görür. Bu yakınlığa karşılık olarak Hannibal emrindeki askerlerle bir şehir inşa eder. Buna Prusias'ın adını verip ona armağan eder. Kurulduğunda bugünkü hisar içinde olan şehir, günümüzün bir mahallesi kadardı. Bithynia krallık dönemine ait tümülüs'te M.Ö.II yüzyıla ait çok önemli belgeler bulunmuştur.
Roma İmparatorluğu zamanında (Prusa ad Olympium) Uludağ Bursa'sı adını alan şehirde o döneme ait mermerden bir kadın heykeli ve ostotek bulunmuştur.
İmparator Justinianus (527-565) zamanında Pythia'da (Çekirge'de) yeni hamamlar yaptırılmıştır. 1935 yılında Hisar içinde tonozlu odalar bulunmuştur. Hisar içinde, Yer Kapı'da bulunmuş erken Bizans devrine ait taban mozaiği, önemli arkeolojik kalıntılardandır. Tophane'de Bizans döneminden bir şapel ve manastıra ait mozaikler bulunmaktadır.
Prusa (Bursa) 1204-1261 yılları arasında Nikaia'a (İznik)'e bağlı sönük bir tekfurluk olarak yaşamını sürdürdü.
Bugün ülkemizin en zengin Bizans devri mezar stelleri ve çeşitli mimari eser parçaları, seramikler, sikkeler Bursa Arkeloji Müzesi'nde sergilenmektedir.
GİRİŞ
Bursa, kuzeybatı Anadolu'nun en eski doğa ve tarih kenti olduğu kadar, bir endüstri kentidir de. Kuzeyden Yalova ve İzmit, doğudan Bilecik, güneyden Kütahya ve Balıkesir illeriyle çevrilidir.
Bursa ve çevresi, çok eski yıllardan bu yana büyük kültürlerin beşiği olmuştur. Hitit, Lidya, Frigya, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı kültürleri bölgemizde izlerini bırakmıştır.
Bursa adı, Bithynia kralı I. Prusias'tan gelmektedir. Bursa adının kökenini Gazali Saltık, çok farklı açıklamıştır. Çağatay dilinde ‘bur’, çukur, delik, tebeşir, alçıtaşı anlamına gelir. Lehçe-i Osmaniye’ye göre ise ‘bur’, sürülmeye elverişli olmayan delik-deşik yer anlamındadır. ‘Issı’ ise, sıcak anlamındadır. Bursa adının da bu nedenle sıcak suların bulunduğu çorak yer anlamında, ‘bur-ıssı'dan geldiğini savunmuştur. Bu iddiasına kanıt olarak da, İbni Batuta Seyahatnamesinde Bursa'ya Bursı denilmesini göstermiştir. Nitekim Bur-lu, Ulu-bur-lu, Keçi-bur-lu gibi yerleşim alanları da vardır.
A-Bursa’nın Tarihi Gelişimi
1-Bursa'da ilk yerleşim alanları
Uygarlıklar beşiği Anadolu'nun cennet köşelerinden Bursa ve çevresi, çok eski çağlardan beri yerleşimlere sahne olmuştur. Bölgede eski yerleşim alanlarının yarattığı uygarlıkların, İ.Ö. 5.200 yıllarına kadar gittiği, Ilıpınar Höyüğü kazılarında ortaya çıkmıştır.(1)
Bursa ve çevresinin en eski yerleşimleri İznik Gölü çevresindedir. Sadece İznik Gölü çevresinde, taş devirlerinde kurulduğu anlaşılan beş önemli höyük bulunmaktadır. Bunlardan Orhangazi'ye 1 km uzaklıkta, bir pınarın kıyısında bulunan Ilıpınar Höyüğü’nde, 1986 yılından bu yana, Hollanda Arkeoloji Enstitüsü tarafından yapılan kazılar sonucunda, İ.Ö. 5200 yıl öncesine ilişkin yerleşim alanı bulunmuştur. Burada yapılan kazılarda üst üste altı-yedi yerleşim alanı belirlenmiştir. Ilıpınar Höyüğü’nün 750 m kadar doğusunda Hacılartepe Höyüğü bulunmaktadır. Ufak bir alanda bulunan bu höyüğün taş devrinden kalma bir yerleşim alanı olduğu belirlenmiştir. Ayrıca Sölöz köyünde de, Ş. A. Kansu'nun belirlemesine göre taş devrinden kalma bir höyük vardır. Orhangazi-İznik yolunun Yeniköy altı mevkiinde, Tepecik Höyüğü bulunmaktadır. 150 metre çapında, 6 metre yüksekliğindedir. Göle 750 m, yola ise 500 m uzaklıktadır.
İznik Gölü'nün doğusunda da üç höyük bulunmaktadır. Bunlardan ilki İznik'in doğusundaki Görüstan veya Körüstan olarak anılan eski bir köyde bulunan Üyücek Tepe'dir. Höyüğün 1,5 km kuzeyinde Hocaköy, güneyinde ise İznik-Mekece yolu bulunmaktadır. Bu höyük 150 m çapında, 5 m yüksekliktedir. Çakırca köyü yakınlarında da Höyücek adlı bir başka höyük bulunmaktadır. 200-300 m uzunluğunda, 10 m yüksekliğinde bulunan bu höyük oldukça büyüktür. Ayrıca İznik'in doğusunda bulunan Karadin köyünde de bir höyük bulunmaktadır.
İnegöl'de de iki höyük vardır. Bugün kent ortasında, Belediye civarında kalan bir höyüğe Cumatepe denilmektedir. Eskişehir-Bursa yolunun 750 m kuzeyinde, İnegöl'ün 3 km doğusunda bulunan diğer höyüğe Doğutepe denilmektedir. 400 m çapında, 3 m yüksekliğinde bulunan bu höyük tahrip görmüştür.
Yenişehir Babasultan Höyüğü, 150 m çapında, 6 m yüksekliğindedir. Demirtaş Höyüğü ise 90 m çapında, 5 m yüksekliğindedir. Bursa yolunun 2.5 km güneyinde, Bursa'ya 7 km uzaktadır.
M.Kemalpaşa ilçesi Söğütalan bucağına bağlı Dorak köyünde de, 1920'li yıllarda yapılan kaçak kazılarda, İ.Ö.VI. yüzyıla ait olduğu tahmin edilen iki kral lahdi ile iki hizmetkârının mezarı bulunmuştur. Bu anıtmezarlardan çıkarılan çok sayıda değerli tarihi eser yurt dışına kaçırılmıştır.
Tüm bu höyüklerin varlığı, Bursa bölgesinin 6 bin yıl öncesinden beri yoğunlukla yerleşime uğradığını göstermektedir.(2)
2-Bursa’nın kuruluşu
Bursa bölgesi, İ.Ö. IV. yüzyılda Bithynia devleti kurulana dek, çeşitli kolonilerin ve ülkelerin egemenliğinde yaşamıştır. Bursa ve civarı ile ilgili en eski bilgi, İ.Ö. V. yüzyılda yazılan ünlü Herodot Tarihi'nde yer alır. Ancak Herodot'ta, Bursa ve civarından o tarihte var olan tek kent Kius/Gemlik'tir. Bu tarihte Cius kenti, Argonotların kolonisidir. Kentin kuruluşu İ.Ö. XII. yüzyıla kadar çıkar. Apamea/Mudanya kentininse, İ.Ö. X. yüzyılda kurulduğu sanılmaktadır. Ulubat Gölü'nün üzerinde bir adada bulunan Apollonia/Gölyazı yerleşim yerinin de, İ.Ö. VI. yüzyıldan önce kurulduğu sanılmaktadır.
Krezus/Kroisos (İ.Ö.561-546) tarafından Lidyalıların egemenliğine sokulan Bursa bölgesi daha sonra, bir süre Pers/İran egemenliğine girmiştir. Bursa bölgesi, bu savaşlar sırasında çok tahrip olmuştur. Bu sırada Yunan göçmenleri bölgeye gelerek Marmara Denizi kıyılarına yerleşmişlerdir. Bu arada Kadıköy'de kurulu bulunan Chalchedon Cumhuriyeti, Bursa ve civarına saldırarak tahrip etmiştir. Dedalses, İranlara karşı savaşarak bir bakıma bağımsız bir Bithynia Devleti kurmuştur. Dedalses'in oğlu Botiras ve onun oğlu Bas/Byas (İ.Ö. 378-328) Bithynia krallığının ilk kralı sayılmaktadır.(3)
İ.Ö.III. yüzyılda Mudanya'da Myrleia/Apameia kenti, İ.Ö. II. yüzyılda M.Kemalpaşa yakınlarındaki Melde Tepesi'nde antik Miletopolis kenti, 356 yılında Orhangazi'de Basilinopolis kenti kurulmuştur. Tüm bu antik kentlerin dışında, bölgede ikinci önemde olan yerleşimler de vardır. İznik gölünün güneyinde bugünkü Sölöz köyünde Pythopolis, Yenişehir'de Otroia, Orhaneli'de Adriani, Karacabey'de Kremastis, Eşkel'de Daskylium, Çekirge'de Plai, Kurşunlu'da Brillos gibi.
Bölgenin bir diğer, belki en önemli kenti de Nicaea/İznik’tir. İznik, İ.Ö. V. yüzyıldan önce kurulmuş olup, Helikore adını taşıyordu. İ.Ö. 316 yılında işgal edilip Yunan kolonisi olmuştur.
Bursa kenti ile ilgili en eski bilgi, İ.Ö. I. yüzyılda yaşamış Strabon'nun ünlü Coğrafya’sında şu şekilde yer alır:
"Prusa, 'Mysia Olimposu' eteklerinde kurulmuş ve iyi yönetilen bir kenttir. Fhrygialılar ve Mysialılar ile sınır komşusu olan bu kent, Kroisos'a (4) karşı savaşan Prusias tarafından kurulmuştur."( Strabon, Coğrafya, İst. 1987. s.43)
V. yüzyılda yaşamış Yunan coğrafyacısı olan Bizantion’lu Etien'e göre de Bursa; Cyrus ile çağdaşı olan Prousias adlı kral döneminde kurulmuştur.(5)
Bursa’nın kuruluşu konusunda verilen bilgiler belirsiz ve karışıktır. Arrianus (6) ve Yaşlı Plinius’un (7) verdiği bilgilere göre net bir sonuç çıkmıyor. Tarihte kurulan üç Prusa yazarlarca sürekli karıştırılmıştır. Bilge Umar’a göre ise Prusa/Bursa adı kişi adından, yani Prousias’dan geliyor. Anadolu’nun yerli dili olan Luwi dilinde Pura/Pria’dan geliyor. Assa/issa sözcüğü de yerleşim-kent demekti. Böylece Pria-issa sözcüklerinin birleşiminden, hisarlı kent anlamana geldiğini savunur ki, bence de bu daha doğru bir savdır. Hatta Umar, Prousias’ın adının da, Prousa/Bursalı olması nedeniyle ias takısı aldığını savunur.(8)
Bursa’nın kent statüsüne yükselip çevresinin surlarla çevrilmesi, Bithiyna kralı I. Prusias (İ.Ö. 232-192) döneminde gerçekleşmiştir. Kartaca kralı Hannibal, Roma imparatoru ile yaptığı savaşı kaybedince, askerleriyle birlikte I. Prusias'a sığınmıştır. Hannibal, I. Prusias tarafından büyük itibar görmesi üzerine, onun onuruna Bursa kentini kurmuştur. Kente bu nedenle Prusa adı verilmiştir. İ.Ö. II-III. yüzyılda yaşamış Plinius'un, Bursa’nın kuruluşuna dair verdiği bu bilgi, bizce en doğrusudur.(9) Bursa’nın, İ.Ö. II-III. yüzyılda kurulduğunu kabul edebiliriz.(10)
İznik Gölü ve Gemlik yöresinden çıkan yazıtlarda, yerleşim alanlarının yanı sıra bölgede yoğun olarak çiftliklerin varlığına tanık olmaktayız. Özellikle Romalı senatörlerin bu bölgede geniş arazileri olduğu anlaşılmaktadır.(11)
Son Bithynia kralı IV. Nikomedes, İ.Ö.74 yılında, kendi isteğiyle krallığını Roma'ya bağladı.
Bursa ile ilgili belge ve kaynaklar Trianus döneminden sonra azalıyor. 257 yılında: Nikaia, Kios, Apameia ve Prusa’da kalelerin olduğu belgelerden anlaşılıyor.(12)
Önce Romalılar, sonra da Bizanslıların bir ili olarak, Türklerin Bursa civarına geldikleri tarihe kadar Bithynia adını korumuştu. Hatta, Anadolu Selçuklu Devleti yıkıldıktan sonra kurulan Beylikler de, Anadolu'da yüzyıllardır varlığını sürdüren devletçiklerin sınırlarını korumuştur. Osmanlı Beyliği de, Bursa bölgesinde kurulduğu için, yabancı kaynaklarca Bithynia Beyi veya Krallığı olarak anılmıştır.
3-İlk Çağ’da Bursa’da kimler yaşadı?
Bursa ve civarına önceleri Bithynia denilmekteydi. Uludağ’ın güneyi ile batısı ise Mysia adıyla anılmaktaydı. Bursa bölgesinde yaşayan Bithynia’lılar, Thrak kökenlidir. Asya’dan Avrupa’ya geçen yol üzerinde bulunduğundan, yerli halk dışında başka halklar da buralara yerleşmiştir. Bithynia’nın en eski halkı Bebrik/Bebryces, Migdon/Migdones ve Mariandines/Mariandini’lerdi. Anlaşıldığına göre Avrupa’dan gelen Bithyn’ler İ. Ö. birinci binin başlarında adlarını tarihten sildikleri Bebryk’lerin yerine yerleşmişlerdir. (Texier. 1997: s.40, 45; Yakınşark IV. s.182)
Bugün Anadolu’nun en eski halkının Bithynia’lılar olduğu kabul edilebilir. Bithyn’lerden önce bölgede Bebryk’ler oturmuştur. Sonra da Mysi’ler gelmiştir. Eusebios, Bithynia’lıların İ.Ö. X. yüzyılda Anadolu’ya göç ettiğini yazsa da, genellikle İ.Ö. VII. yüzyılda göç ettikleri kabul görmüştür. Bithyn’ler, Thrak örf ve adetlerine bağlı oldukları için çoğu kez Asya Thrak’ları olarak anılmıştır. Kullandıkları dilin ise Thrakça olduğu belgelerden anlaşılıyor. Ancak, Yunan kolonilerinin etkisi ile Bithynia halkı da yavaş yavaş Yunanlaşmıştır. Yunan tanrıları bile bölge halkının tanrılarının yerini almıştır. (Mansel, 1936: s.4) Bithyn’lerden önce, bölgede Bebryk, doğuda ise Mygdon dili konuşuluyordu. Batıda ise Mysia dili konuşulmaktaydı. Bölgede kullanılan Fhrig, Mysia, Mariandyn ve Kaukon dilleri, Hint-Avrupa dil grubunun Thrak-Fhrig koluna bağlı idi. Ancak bugün, Bithyn dilinden hiçbir yazıt bulunamamıştır. Bithynia Krallığı devrine ait yazıtlar da bulunmaz. Yazıt ve paraların tümünde Yunanca ve son devirlerde Latince kullanıldığı, devletin resmi dilinin, İ.Ö. 297-74 yılları arasında Yunan dili olduğu anlaşılıyor. Kral adlarından Zipoites ile Ziaelas Bithynce’dir, Prusias’ın ise Bithynce olduğu kuşkuludur. Diğer kral adlarının ise tümü Yunancadır. Tanrı adları olan Papas (Zeus), Papaias (erkek adı) ve Papia (kadın adı) Bithynce’dir. Yer adlarında ise, Bithynion, Prusa, Tataion, Dadastana, Dableis gibi adların Bithynce olduğu sanılmaktadır.
XII. yüzyılda, Bizanslıların Bursa ve civarına çok sayıda Sırp ve Bulgar’ı iskân ettiği bilinmektedir. Osmanlılar Bursa bölgesine geldiklerinde, Bursa ve çevresinde çok değişik etnik gruplardan olmak üzere, ama tümü Ortodoks Hıristiyanları bulmuştu. Bu Hıristiyanların da çoğu Rumca konuşmaktaydı. Rum sözcüğü, Yunanlı olmayıp, Romalı, Roma ülkesinde yaşayan anlamına gelmekteydi.
4-Türklerin Bursa bölgesine gelişi
Türkler bölgeye ilk kez 1071 yılından sonra gelmişlerdir. İznik, 1081-1097 yıllarında Anadolu Selçuklu Devletinin başkentliğini yapmıştır. 1097 yılında ise bölgemiz, Haçlı Savaşları'na sahne oldu. İznik Haçlıların eline geçti. Bu savaşlar sırasında İstanbul'da Latin Hükümeti kurulunca, Bizans İmparatorları, İznik'te imparatorluğunu sürdürmeye başladı. 1204 yılında Theodor Laskaris'in kurduğu İznik Bizans İmparatorluğu, 1261 yılına kadar varlığını sürdürdü.
Abbasiler döneminde Harunreşid'in orduları, Bursa'ya kadar gelmiştir. 955 yılında ise Halep'teki Hamedanlılar, Bursa’yı ele geçirip 23 yıl süreyle Bursa'ya egemen olmuşlardır. (Baykal, 1976. s.24)
Alexias Kommenos'un döneminde (1097) düzenlenen bir sefer ile Türkler tekrar Bursa surları önüne geldi. Türkler bu seferde kenti ele geçirip yağma ettiler. Fakat daha sonra geri çekildiler.
Latinler İstanbul'u işgal ettikleri zaman Bizans prensleri bu yeni düşmanın elinden kurtulmak için Müslüman yöneticilerle bağdaşma yapmakta hiç tereddüt etmediler. Theodor Laskaris Konya sultanıyla bağdaşma yaparak Bursa'yı ele geçirdi.
İmparatorun yeri sayılan şato, tüm saldırılara karşı direnerek kurtuluş tarihi olan 1214 yılına kadar Rumların elinde kaldı. Müslümanlara karşı direnmede halkın gösterdiği isteksizlik, imparator II. Andronikos'un gazabını tahrik etti. Halkın büyük bölümünün malları yağma edilerek içlerinden bazılarına sürgün ve idam cezası verdi. Latinleri yenerek imparatorluğu tanımalarını sağlayıncaya kadar Bursa'yı bu şiddet yöntemi ile elde tutabildi.
Osman Gazi, Tekfurlar Savaşı sonrasında burayı kuşatana kadar Bursa bir Rum kenti olarak varlığını sürdürdü. Osman Gazi’nin komutanlarından Ak Timur ile Balaban Bey, kent ile deniz arasındaki yolu kesmek için iki kale yapmıştır. Ak Timur hamamlar tarafında, yani batıda, Balaban Bey ise, kentin doğusundaki yamaçlarda yaptıkları kulelerle Bursa’yı kuşattılar. Balabancık ve Aktimur kaleleri bugün de kısmen ayaktadır.(13)
Bu güçler, Osman'ın yaşlanarak tüm güçlerini Bursa'ya yöneltmelerine karar verinceye kadar tam 10 yıl, kent ile deniz arasındaki ticari harekete engel olmakla yetindiler. 1317 tarihinde kuşatma bir süre Orhaneli/Adrenos'a taşındı. Osmanlı hanedanını kurmuş olan Osman Bey, başarılarının sonuçlarını görmeden, Bursa surları önünde yapılan savaşın yarattığı karışıklık sırasında yaşamını yitirdi(1324).
Bursa’nın Rum yöneticileri, uzun süren bu kuşatmaya dayanamayıp, 6 Nisan 1326 tarihinde şehri Orhan Bey’e teslim etmiştir. Orhan Bey, Bursa’yı aldıktan sonra, birçok cami ve eser yapılması buyruğunu vermiştir. Orhan Bey öldüğü zaman babasının gömülü bulunduğu Tophane’ye gömüldü. Gümüş nallarla süslenmiş olan burası 'Gümüşlü Kubbe/Kümbet' adıyla anılmıştır.
Orhan Bey’in halefi olan Sultan I. Murat'ın, ovaya egemen bir tepede yaptırdığı saray bugün tümüyle yıkılmıştır. I. Murat'ın oğlu Yıldırım Bayezıt ile Germiyan Beyi'nin kızı bu sarayda evlenmiştir(1380).
I. Murat'ın oğlu Bayezıt, 1389 tarihinde tahta geçtikten sonra Bursa kentine yeni bir yön verdi. 1402 yılında Ankara Savaşı'ndan sonra Bursa, Timur'un askerleri tarafından tahrip edildi. Okullar ve camiler altüst edildi.
Bayezıd'ın ölümünden sonra oğlu Çelebi Mehmet, Tokat'ı terk ederek 1404 yılında Bursa'da tahta geçti. Kardeşi İsa Bey, taraftarlarıyla Bursa önlerine gelerek kapıları açması için halkı tehdit etti. Fakat halkın büyük bölümü kaleye çekilerek tüm güçleriyle savunma yaptı. Bu şiddetli savaşta ümitsiz olan İsa Bey, daha yeni kurulmuş olan bu kenti yakarak çekildi, gitti. (Âşıkpaşaoğlu Tarihi, s.91)
Bundan sonra Bursa, Konya Sultanı Karaman Bey'in saldırılarına uğrayarak yağma edildi. Karaman Bey babasının başını kestiren Bayezıt'tan öç almak için onun kemiklerini mezardan çıkartarak herkesin gözü önünde yaktırdı.
Bir başka felaket de 1481 yılında, II. Bayezıt döneminde, Şehzade Cem’in, taraftarlarının yardımlarıyla Bursa'yı ele geçirmesiyle yaşandı. Zayıf bir ordu, Yenişehir üzerinde Cem'in kuvvetlerini yendi. Bu sırada yeniçeriler Bursa'yı yağma etti.
Bursa, bir taraftan imar edilirken diğer taraftan da istila, yangın ve depremler ile büyük felaketler yaşamıştır. Yaşanan bu felaketler, elbette Bursa'nın tarihsel yapıtlarına büyük zarar vermiştir.(14)
5-Bursa bölgesinde Türklerin iskân ve imarı
Osmanlı Beyliği’nin, batıya doğru Hıristiyan arazide yaptığı fetihler sırasında ele geçirdiği toprakların yönetimi için, zaman zaman göçebe Türk unsurları göç ettirdiği bilinmektedir. Türkmenler sadece savaşmak için değil, iskân için de Anadolu’ya gelmişti. XII. yüzyılda Anna Kommena’ya göre Selçuklular, İznik’i başkent yaptıklarında sadece bir üs olarak kullanmadılar, savaşçılarının kadınları ve çocuklarını getirerek, bir İslam kenti yapmaya çalışmışlardı. Anadolu’nun batısı birkaç yıl içinde, bir daha kurtulmamak üzere Türklerin eline geçmişti.(15)
Türkler Bithynia ve Bursa bölgesine geldiklerinde, bu bölgede üç kuşaktır yaşayan Türk ve Müslüman unsurları bulmuşlardı. Bu nedenle, Bithynia bölgesi çok çabuk Türkleşmişti. Ancak bu kez, Hıristiyan unsurlar Bithynia’yı terk etmeye başlamıştır. Bu da, bölgenin boşalmasına ve ekonomik zarara neden olmuş, ekonomik dengeler bozulmuştur. Çünkü, Türkler ile Rumlar arasında zamanla uyumlu bir ekonomik ilişki oluşmuştu. Bu ilişki her iki toplum için son derece yararlı ve neredeyse vazgeçilmez bir pozisyondaydı.(16)
Osmanlı yönetimi, daha ilk yıllardan başlayarak yerli Hıristiyanların yerlerinde kalmalarına olanak sağlamaya çalışmıştır.(17) Birçok kale alındıktan sonra yerli halkın Hıristiyan olarak yerinde kalması için izin verilmiştir. Gibons da, yerli Hıristiyanların bir kısmının, Bizans’ın kendilerini terk etmeleri nedeniyle din değiştirerek bölgede kaldığını yazmaktadır. (Gibons 1998: s.49) Bazı Bizans yazarlarına göre Bursa’nın yerli halkı da, bazı ayrıcalıklarla Bursa’da kalmışlardır.(18) Çünkü Bursa’daki Hıristiyanların ürettiği ipek, dokumacılık ve çömlekçilik işleri, başka bir yerde yapılamayacak, ancak yerel olanaklarla yapılacak ilkel çalışmalardı. (Gibons, 1998: s.52) Bizans kaynaklarına göre de, İznik’in fethedilmesinden sonra çömlekçi ve çini işçileriyle, dokumacılarının İstanbul veya diğer başka yerlere gittiklerine dair büyük bir göç hakkında kayıt yoktur.(19) (Gibons 1998: s.53)
Osman ve Orhan Bey’in yanında Mihail Köse, Samsama ve Evrenos Beyler gibi Rum yöneticiler bulunuyordu. Hatta bunların bir kısmının uzun süre Hıristiyan olarak bu görevi sürdürdüğü Osmanlı kroniklerinde yer almaktadır.(20) Osmanlı yönetimi, göçebe Türkleri Anadolu’dan Rumeli’ye sürerken, özellikle Bursa bölgesine de, Rumeli’nden bir kısım Hıristiyan unsurları iskân etmiştir. Çünkü ilk fetihler sırasında, özellikle zengin Bithynia bölgesindeki Hıristiyanlar göç edince, topraklar boşalmıştır. Bu nedenle, Rumeli’den özellikle Bursa bölgesindeki topraklara Hıristiyan savaş esirleri sürülerek, birçok yeni köy kurulduğu görülmüştür.(21)
Osmanlıların uyguladığı bu iskân siyaseti, Bithynia’da sık sık uygulanagelmiş bir Bizans iskân anlayışının neredeyse aynısıdır. Özellikle X. yüzyıldan sonra, Anadolu’da İslam saldırıları nedeniyle boşalan verimli arazilere, Rumeli’den getirilmiş Hıristiyanlar yerleştirilmiştir. Bu Hıristiyanlar, Balkanlarda Bizans ile yapılan savaşlarda yenilmiş halkın sürgün olması biçimindeydi. Bu uygulama ile hem boşalan verimli araziler değerlendirilmiş oluyor, hem de Türk ve İslam tehlikesine karşı bir güç oluşturma stratejisi uygulanmak isteniyordu.(22) Bizans İmparatorları II. İoannes ve Manuel Komnenos de Sırpları, Yalova-İzmit-İznik bölgesine yerleştirmişti.(23) Bursa bölgesine Türkler geldiğinde, bu bölgede bulunan Hıristiyanların tümü Rum değildi. Bursa ve civarında çok sayıda Bulgar ve Sırp köyü vardı.
6-İlk Osmanlı yerleşimleri
Bithynia bölgesindeki Türk yerleşimlerinin, daha 1075 yılından başlayarak gerçekleştiğini ve Osmanlılar bu bölgeye geldiğinde, Bursa bölgesinde üç nesildir yaşayan Türklere rastladıklarını söylemiştik. Ancak Osmanlı devrinden önce kurulmuş bir Türk köyünün varlığını ne yazık ki belirleyemedik. Olasılıkla bu dönemde gelenler; ya çoğunlukla şehirliydi, ya da çadırlarda yaşayan göçebe Türkmenler olmalı. Osman ve Orhan Bey döneminde ilk kurulan köylerin Kızık, Kınık gibi Oğuz boylarının adını alması, göçebe Türkmenlerin yerleşmesinin hiç de zor olmadığını gösterir.(24)
1530 yılında Uludağ’da yaşayan Yörüklerin adları ve hane sayıları ise şöyle verilmiştir: Mihaliç’te Hz. Emir vakıfları arasında Eymirler 28, Keçililer 26, Uzuncalar 26, Sofian 49 hane olarak kayıtlıdır. Mihaliç’te toplam 31 cemaat vardır. Bursa merkez ilçeye bağlı 1, Kite/Ürünlü’de 3, Domaniç’te 1, Adranos/Orhaneli’de 2 Yörük cemaati daha vardır. Bursa’ya bağlı olan Yörük cemaatinden Akça Koyunlular 42, Serhanlar 10 haneden oluşmaktaydı. Kite’ye bağlı olan Korkudlar Yörükleri ise 58 hanedir. Adranos’a bağlı Karacalar Yörükleri de 35 hanedir.(25) Bu verilerden, XV-XVI. yüzyılda bile Bursa bölgesinde çok yoğun göçebenin bulunmadığı anlaşılıyor.
Osmanlı Beyliği döneminde, boşalan Rum köylerine hemen iskânların başladığı, Osman ve Orhan Bey’in bağışladığı köylerden anlaşılıyor. Türklerin kurdukları bu köyler, çoğunlukla Roma-Bizans köyleri üzerinde olduğu için, köy adlarına da yansıyarak üyük/öyük, viran, hisar, asar veya ören adlarını alacaktır. Bursa’da bu adları taşıyan 100 civarında yerleşim yeri vardır.(26) Bazı Hıristiyan köylerinin eski adları ise, Türkçe söylenişiyle aynen varlığını korumuştur.
Bithynia’da ilk Türk yerleşimlerinin adlarını belirlemek için, Osman ve Orhan Bey döneminde kayıtlara geçen çok az köy adı belirlenmiştir. Bu köyler de İznik, Bursa ve Yenişehir bölgesinde yoğunlaşmıştır.(27)

B-Bursa’nın Sosyal ve Ekonomik Yapısı
1-Bursa’nın kentsel gelişimi
1326 yılında Osmanlıların eline geçene kadar Bursa'da, Hisar dışında bir yerleşim alanı yoktu. Bursa’nın fethi sırasında, uzun süren kuşatmalar esnasında mahalleler ilk kez, Bursa’nın çevresinde kurulmuştur. Kaynaklarda, Bursa'da kurulan ilk mahallenin sur dışında Şehreküstü mahallesi olduğu görülmektedir.
Bizans Bursa’sının hükümet merkezi, Hisar'daki Devlet Hastanesi'nin karşısında bulunan Saray'da idi. Bu Saray’ın kalıntıları bir ölçüde kalmıştır. Sarayın, yer altındaki gizli geçitleri halen sağlam olarak bulunmaktadır. Bursa fethedildiği zaman Hisar'da 7 kilise vardı. Bu kiliselerin en büyüğü, Osman Bey'in türbesinin bulunduğu yerdeki Saint Elie Kilisesi'dir. Diğer bir kilise ise, Kavaklı Mescidi'nin bulunduğu yerde idi. Üftade Camii de, kiliseden çevrilmiştir. Yerkapı'da Kireççi Emin'in apartmanının temellerinde de bir kilise kalıntısı çıkmıştır. Lalaşahin Medresesi ile Şahadet Camii'nin bulunduğu yerde de birer kilise bulunduğu söylenmektedir.
Sultan Orhan Bursa’yı aldıktan sonra Hisariçi’ndeki Sarayı, evleri, çarşıları olduğu gibi bırakıp kenti dışarı çıkarmaya, Anadolu'dan gelen Türk boylarına yer hazırlamaya başlamıştır. Bu nedenle sur dışında kültürel ve ekonomik kuruluşlar yaptırmıştır. Sultan Orhan’ın, külliyesini kent dışında kurması, dönemin surlarla çevrili kentlerinin aksine açık kent olmasına önem verdiğini göstermektedir.
O tarihte Çakırhamam'dan, Setbaşı'na kadar bölge geniş bir Gökdere yatağı olup, bu alan fundalık ve bataklık idi. Buralarda, içine girilmesinin dahi korkulduğu yerlere han, hamam, cami ve imaret yaptıran Sultan Orhan, kentin gelişmesini istemişti. Bugünkü Pirinç Hanı’nın bulunduğu yerin Atpazarı olmasından sonra, bu bölgenin güvenli hale geldiğini yazan Neşri, Orhan Bey'in külliyesinin bulunduğu yerin o kadar ıssız olduğunu yazar ki; "İkindiden sonra o bölgeye gitmek isteyenler tereddüt ederlerdi" demektedir. (Kitab-ı Cihan-nüma, s.186)
Sultan Orhan’ın Hisar’ın doğusuna yaptırdığı yapı kompleksine karşın, yerine tahta geçen I. Murat da, batı yönünde Çekirge'de yaptırdığı yapı kompleksiyle, kenti batı yönüne doğru geliştirmeyi hedefler. Sultan Bayezıt ise, bu yönün aksi bir yerde, ovadaki bir tepede yaptırdığı külliyesiyle, kentin dokusu açısından önemli bir nokta oluşturmuştur. Çelebi Mehmet ile II. Murat’ın Bursa'da yaptırdıkları külliyeler de, kentin gelişmesi göz önünde tutularak yaptırılmış önemli yapı kompleksleridir.
Kentin ana merkezini, Orhan Bey'in yapılarının bulunduğu bölge belirler. Daha doğrusu en büyük cami olan Ulucami ile Kapalıçarşı belirler. Bu bölgenin kent merkezi özelliği, günümüze kadar hiç değişmeden gelmiştir.
Böylece, daha önceden belirlenmiş bir programa göre olmasa da, kentte yaptırılan külliyelerin çevresinde oluşan mahallelerle büyüyen Bursa’da, mahalleleri birbirine bağlayan ulaşım akslarının, bu kent dokusu içersinde kendiliğinden oluştuğunu görmekteyiz. (Yenişehirlioğlu, 1989; s.1345-1352)
1-a-Bursa'da mahallelerin kuruluşu: 1326 yılında Bursa Türklerce alındığı zaman, kent yerleşimi sadece Hisar içinden ibaretti. Varoş olarak da; Çakırhamam'dan, Zafer Meydanı'na kadar bir mahalle ile, Hisar'ın batısında, sur dibindeki Gece Mahallesinden oluşuyordu. Bu tarihte Bursa kentinde ancak iki bin ev, yedi mahalle vardı. Kent içinde ayrıca, yedi kilise veya manastır, bir hamam, bir çarşı ile 20 dükkân vardı. (Baykal, 1950: s.25)
Bursa'daki semtler; Sultan Orhan, I. Murat, Yıldırım Bayezıt, Çelebi Mehmet ve II. Murat tarafından kurulan külliyeler etrafında oluşan mahalleler tarafından belirlenmiştir. Birbirinden ayrı ve uzak alanlarda bulunan külliyeler etrafında kurulan bu mahallelerin arası, Cumhuriyet dönemine kadar tam anlamıyla doldurulamamıştır. Bursa, 1970'li yıllara kadar nüfusun çok üzerinde geniş bir alanda kurulmuştur. Bu nedenle Bursa evleri geniş bahçeler içinde yapılma olanağı bulmuş, kentin yeşil görünmesini sağlamıştır.
Bursa Osmanlılarca fethedildiği zaman, Hisar içinde sadece 7 mahalle varken, Fatih Sultan Mehmet dönemine kadar bir taraftan Hamzabey, diğer taraftan Yıldırım'a doğru geniş bir alanda 150'yi aşkın mahalle ortaya çıkmıştır. Daha sonra İstanbul'un fethi ile Bursa’nın nüfusu azalmıştır. 1530 yılındaysa Bursa'da 147 mahalle ile 3 cemaat bulunuyordu. Bu tarihte Bursa’nın doğusu Emirsultan'a kadar uzanmaktaydı. Batıda ise Hamzabey ile sınırlıdır. Her iki yönde bulunan Kaplıca ve Yıldırım Mahalleleri ise kentten ayrı birer köy gibidir. Zaten Kaplıca köy iken mahalle olmuştur.
Kentin güney sınırı Pınarbaşı ile Maksem'e kadar idi. Kuzeyde ise sınır Ahmetpaşa-Reyhan ve Abdalmehmed'e kadar idi. Bu tarihten sonra ‘Celali’lerden kaçanların Bursa'ya yerleşmeleri ile nüfus ikiye katlanınca mahalleler büyüdü. Özellikle bazı vergilerden muaf tutulan Emirsultan gibi mahalleler çok büyüdü.(28) 1573 yılında sadece mahalle haneleri yükselmemiş, 22 de yeni mahalle kurulmuştur. Bursa’nın kuzeyinde; Namazgâh, Mollaarap, Hıdırlık, Seyidnasır, Karacamuhittin, Boyacımürsel, Üçkoz mahalleleri, kuzeyde ise Kiremitçioğlu, Simitçi, Hacımenteş ve Timurtaş mahalleleri yeni kurulmuştur.
Diğer yandan Anadolu ve Türkistan'dan gelip Bursa'ya yerleşen göçmenler de kent içinde ayrı mahallelerde yerleşmişlerdir. Fetih sırasında Bursa'ya gelen Abdal Mehmet, Abdal Musa ve Abdal Murat gibi dervişlerin yerleştiği yerlerde, birer mahalle kurulmuştur.(29) Orta Asya'dan gelenler Tatarlar'a, Konya Ereğli'sinden gelenler Şekerhoca Mahallesi civarına, Sivas'tan gelenler Sivasiler Mahallesine, İran ve Azerbeycan'dan gelenler Reyhan altındaki Acemler Mahallesine, Bozkuş aşiretinin bir bölümü de Nalbantoğlu Mahallesine yerleşmişlerdir. Türkistan'dan gelenler, şimdi bulunmayan Pınarbaşı'ndaki Özbekler Tekkesi civarına, Hindistan'dan gelenler, Pınarbaşı'ndaki Hintliler Tekkesi civarına yerleşmişlerdir. XVI. yüzyılın başında bulunan bir belgeye göre Bursa'da Hintliler gömütlüğü bulunmaktaymış. Bu gömütlükte Çin, Hint, Afgan ve İran gibi ülkelerden gelen tüccar ve bilimadamlarının gömütleri varmış. Nitekim Kadı sicillerindeki kayıtlarda Bursa'da oldukça fazla sayıda İran ve Orta Asya kökenli tüccarın yaşamını yitirdiğini belirledik.
1877-78 Rus Savaşı sonrasında da, Bursa'ya çok sayıda göçmen akını olmuştur. Bu tarihte sadece Rusçuk'tan 30 bin göçmen Bursa'ya gelmiştir. Vali Ahmet Vefik Paşa tarafından planlı olarak yerleştirilen bu göçmenler; yine Hoca Hasan, Rusçuk, İntizam mahallerini kurmuşlardır. Kazan'dan gelenler, Molla Arap, Kırım'dan gelenler Alacahırka, Kafkasya'dan gelenler Yıldırım semtine yerleştirilmiştir.
XIX. yüzyılın başında Bursa'daki mahalle sayısı 170 kadardır. 1870 yılında ise 173 mahalle vardır. Bu tarihten sonra mahalle sayıları artmış ve karışmaya başlamıştır. Kurulan göçmen mahalleleri sayesinde 1884 Yıllığı'nda mahalle sayısı 191 olarak gösterilmişken, 1888 Yıllığı'nda 170 mahalle, 1894 Yıllığı'nda 208, 1900 Yıllığı'nda 173, 1908 Yıllığı'nda ise 175 mahalle bulunduğu belirtilmiştir. Devletin yayınladığı bu resmi Yıllık'lardan alınan bilgilerdeki karışıklık, göçmen mahallerinin tam olarak oluşturulamamasından ve bazı alan ve köylerin mahalle olarak yazılmasından kaynaklanmıştır. Nitekim 1900 Yıllığı'nda mahallelere, 9 meydan ve mesire ile, Çekirge'nin eklendiği yazılmaktadır. Ancak Bursa'da düzenli olan mahalle sayısı 170 civarındadır.(30) Bunlara birkaç alan ile, Çekirge'deki bazı mahalleler eklenirse bu sayı 175'e çıkabilir. Zaten, o devirde çok düzenli örgütlü olan bu mahallelerin, böylesine çok çabuk kurulup, yeniden ortadan kalkması olası değildir. Bursa'daki mahallelerin zaman zaman çeşitli etkenler ile boşalarak, sadece 5-10 hane kalsalar dahi, kaldırılmadığı belgelerden anlaşılıyor. Nitekim Kurtuluş Savaşı sonrasında Rum ve Ermenilerin boşalttığı mahallelerde sadece 5-10 hane kalınca, Muhtar ve İhtiyar Heyeti kurmanın anlamsızlığı ortaya çıkmıştır. Bu ortamda dahi mahalleler kaldırılmamıştır. Özel arşivimizde bulunan 19 Şubat 1922 tarihli Hudâvendigâr Gazetesi'nin bir haberinde, küçülen mahallelerin birkaçının birlikte tek Muhtar ve İhtiyar Heyeti ile yönetilmesinin kararlaştırıldığı yazılıdır. Buna göre Bursa'da 54 Muhtarlık ve İhtiyar Heyeti oluşturulmuş, ancak 173 mahalle sayısı korunmuştur. 1573 yılında 170 olan mahalle sayısı, 1927 ve 1950 yılında da aynen kalmıştır. 170 mahalle, 1951 yılından sonra değiştirilmiştir. Bu tarihte 75'e inen Bursa mahalleleri, zamanla çoğalmıştır.
Raif KAPLANOĞLU www.bursav.org
